Powered By Blogger

Popüler Yayınlar

28 Şubat 2009 Cumartesi

OLASILIKSIZ HAYATLAR

Birkaç zamandır, hastalarımdan “Ben bu sınavı kesin kazanmalıyım başka çaresi yok”, “Polis olmalıyım”, “Çok para kazanmalıyım”, “Rejim yapıp fazla kilolarımı vermeliyim” gibi sonu gelmeyen bir sürü –meli, malı ‘lı cümleleri duymaktayım.

Belki de ne var bunda, insan çok para kazanmak isteyebilir, fazla kilolarından kurtulmak isteyebilir, sınavı kazanmak isteyebilir diye düşünebilirsiniz. Ancak bu cümlelerde saklı olan bir şey var. O da ne kadar kesin söylendiği ve gerçekleşmeme olasılığının göz ardı ediliyor oluşu. İşte burada tehlike başlıyor bu cümlelerin sahipleri için. Neden mi? Biz bir takım şeylerin gerçekleşmesini isteyebiliriz, bu son derece anlamlı ve normal. Ancak o istediğimiz şeyin gerçekleşmesini hayatımızın anlamı haline getirmemiz ve gerçekleşmediği durumda hayatın sonunun olduğunu düşünmemiz bize zor zamanlar yaşatacaktır.

Bir olayın, isteğin gerçekleşmesini istemek ve o hedefte gerekenleri yapıyor olmak yapılması gerekendir diye düşünüyorum. Sonrasında gerçekleşip gerçekleşmemesi bizim dışımızda birçok etkene bağlı olabilir ve bizde kendimiz dışında birçok etkeni kontrol edemeyebiliriz. Sıkça gördüğüm bir durumu anlatmak istiyorum. Örneğin; çok para kazanmalıyım diyorsunuz, bu hedefe nasıl ulaşmanız gerektiğini biliyorsunuz ve o hedef ışığında gerekenleri yapıyorsunuz. İşlerinizde iyi gidiyor ve yavaş yavaş işlerinizde bir artış oluyor. Ancak bir kriz patlıyor ve tüm planlarınız suya düşüyor yani daha yeni yeni para kazanmaya başlamışken, o çok para kazanmalıyım hedefinize ulaşamıyorsunuz. Halbuki kriz olmasaydı siz bu hedefe ulaşabilir miydiniz? Kriz hedefinize çomak soktu denilebilir mi?

Bu kısa ama gerçek örnek aslında o kişinin hayatını “olasılık”lardan ne kadar uzak yaşadığını gösteriyor. O halde belki de şöyle bir düşünce bizim yaşam kalitemizi, yaşamdan keyif alma durumumuzu kolaylıkla yükseltebilir; işimde “başarılı” olmalıyım ancak olamayabilirim... Bir ayda beş kilo vermeliyim ancak veremeyebilirim... O kızdan çok hoşlanıyorum benimle mutlaka çıkmalı ancak o kız seninle çıkmak istemeyebilir... Havuzlu bir villada oturmalıyım ancak oturamayabilirim... Üç kızım var ve bu çocuk erkek olmalı ancak olmayabilir...

Bu örnekler çok daha uzatılabilir. Size yakın gelen bir durum, bir cümle oldu mu?

Bir psikolog olarak söyleyebilirim ki; olasılıklı yaşayan bir kişi hayatının her anında esnek davranabilen, hayatını bir takım isteklerinin gerçekleşmesi çerçevesinde sınırlamayan ve dolayısıyla keyif alabilen bir kişidir. Sanırım bu da çok önemli. An’ı yaşamak da bu demek oluyor. Ben başarılarımla ve başarısızlıklarımla buradayım, ben mutluluklarımla ve hüzümlerimle buradayım, an’ı yaşıyorum, ve yaşadığım her anın sorumluluğunu taşıyorum. Dolayısıyla da olasılıklarıma sahip çıkıyorum “-meli, -malı” ları kullanmayıp “-ebilir, -abilir”’ li cümleler kuruyorum yani hayattan keyif alıyorum.

Bol olasılıklı günler diliyorum...!

DUYGU AK KİMDİR?

İzmirde doğdu,İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünü başarıyla bitirdi.İstanbul Üniversitesi'nde Gelişim Psikolojisi alanında yüksek lisans programına devam etmektedir.Sosyal Sorumluluk projelerinde önemli çalışmalarda bulundu.Kanser alanında onkoloji bölümü çalışanlarına Kanserde ağrı yönetimi ve kanserle baş etme konusunda etkin çalışmalarda bulunup eğitimler vermiştir.Tüp Bebek Merkezinde Anne adayı psikolojisi konusunda önemli başarılar elde etmiştir.Ak; özellikle çocuk & ergen psikolojisinde ve anne baba danışmanlığında sunduğu hizmetlerle danışanlarına daha mutlu ve kalıcı temel dayanaklı başarıları elde etmiştir.Ulusal medyada görsel alanda alanı ile ilgili program yönetmiş ve toplum bilinçlendirme çalışmalarını gerçekleştirmiştir.Alanla ilgili bir takım web sitelerinde köşe yazarlığına devam etmekte olan Duygu Ak,sinema ve tiyatro alanına özel ilgisi bulunmakta ve hayvansever olarakta tanınmaktadır.

Bir Kırmızı Gül Sadece Bir Kırmızı Gül Değildir

Sevgililer Günü, günlerdir konuşulup duruyor hem çevremde, hem medyada hem de yazılı basında.Reklamlar, sevgiliye alınacak hediyeler gırla devam ediyor। Kimine göre ekonomiyi canlandırmak adına yaratılmış ticari kaygılı bir gün, kimine göre sevgiliden bir adet kırmızı gül ve bir çift güzel sözün beklendiği bir gün, kimine göre ise varlığı yokluğu çok da önemli olmayan bir gün। Tabi bu “kimine göre”yi sayfalar dolusu yazmak mümkün.

Kısaca Sevgililer Günü’nün nereden geldiğinden bahsetmek istiyorum. Bir efsaneye göre; zamanın Roma İmparatoru orduya asker bulmakta zorlanıyordu. Ona göre bunun sebebi erkeklerin ailelerinden ve aşklarından vazgeçemiyor oluşuydu. Bu sebeple evlenmeyi ve nişanlanmayı yasaklamıştı. Aziz Valentine adındaki papaz ise çifleri gizli gizli evlendirmeye devam ediyordu. Bunun sonucunda yakalandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Tarihte inancı yüzünden 14 Şubatta öldürülen 3 tane Valentine olduğu düşünülüyor. Bana göre, tüm dünya yüzyıllardır o paylaşılmayan aşkı ve sevgiyi telafi etmeye ve savaşın hüküm sürdüğü yıllarda yaşatılmayan sevgiyi yaşatmaya çalışıyor.

Bir psikolog olarak kişinin beklentilerinin bir sebebi ve kişi için bir anlamı olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlunun hayatı boyunca çoğunlukla kendi ihtiyacını karşılamak üzere hareket ettiğini varsayacak olursak aslında sevgiliden beklenen bir adet bile olsa kırmızı gülün kişiye göre anlamı kesinlikle çok büyüktür ve kişinin ihtiyacını “bir” günlükte olsa karşılamaya çalışmaktadır. Kişi, belki eşinden tüm yıl boyunca onu “düşündüğünü” gösteren hiçbir hareket göremiyordur, en ufacık bir sıcaklık, ilgi, yakınlık... Uzun yıllar evli veya sevgili olmak gerekmez, günümüzde yeni sevgili ve evli olan çiftlerde de o sıcaklığın, ilginin, yakınlığın çok az olduğunu hayretler içerisinde gözlemlediğim oluyor. Sokaklarda satılan yüzlerce kırmızı gülün 14 Şubat’ta patlama yaptığını görmek beni her 14 Şubat’ta gülümsetiyor çünkü bu kırmızı gülün ne kadar çok talep edildiğinin bir göstergesi bana kalırsa. Kadınların ellerinde kırmızı güller dikenlerin batmaması için özenle tutulmuştur, gülümseyen suratlar ve el ele tutuşan çiftler...Kırmızı gülle sevgimizi anlatmaya çalışırız “tek” bir günde. O halde “bir” adet kırmızı gül kişi için sadece “bir” adet kırmızı gül değildir. Ve hep şu gelir aklıma; insanoğlu kendisinin anlam atfederek yarattığı Sevgililer Günü’nü, yine kendi ihtiyacı için kullanmaya, dönüştürmeye ne kadar yatkın, ne kadar başarılıdır.

Tabi birçok insan bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi diye düşünebilir? Sevgiyi paylaşmanın nesi tuhaf ve kötü olabilir ki?? Sevgiye ve aşka zaman ayırmanın bir diğer adıdır Sevgililer Günü bana göre. Ama kişinin sevgisini paylaşması için bir tek güne “sığınması” ve insanların eşiyle, sevgilisiyle bir şeyler yapmak adına bir program yapması veya arkadaşı Selin’e, Ahmet’e ertesi gün anlatacak bir şeyi olması için 14 Şubat’ı “anlamlandır” ‘ maya çalışması ve kişinin bunu sırf içinden geldiği için yapmaması, o kişinin hayatı içerisinde “sürüklenen” olmasına neden olacaktır.

Bugün 14 Şubat ve sevgimizi paylaşacağımız 365 günden sadece biri. Ben her günümü sevgiye, paylaşıma ayırıyorum çünkü her gün anlamlı, her gün beraberinde yeni heyecanlar ve gelişmeleriyle benimle. Bazen bakarız ve göremeyiz hayatta. Kalan 364 gün de bakıp “görebileceğimiz”, görüp “sevebileceğimiz” günler diliyorum.