Powered By Blogger

Popüler Yayınlar

28 Nisan 2009 Salı

BEDELSİZ HAYATLAR ARAYANLARA...

Bugünlerde bir şeylere ara vermek istiyorum. Frene basmanın keyfini yaşamak istiyorum. Bazen ara vermeye ihtiyacım olduğunu itiraf etmek beni iyi de hissettiriyor. Bunu itiraf etmenin nesi iyi hissettirir demeyin. Kendime ihtiyaçlarımı itiraf etmeye izin veriyorum. Sadece izin veriyorum...
Çalışıyoruz yoruluyoruz, çalışmıyoruz sıkılıyoruz, tatile gidiyoruz önce sevinir gibi olup sonra ondan da sıkılıyoruz, canımız çikolata soslu kek istiyor, sonra kilo alacağız diye ödümüz patlıyor ve pişman oluyoruz, bir arkadaşımıza bir sırrımızı paylaşıyoruz, sonra acaba paylaşmasa mıydık diye düşünüyoruz, çok pahalı bir ayakkabıyı beğenip maaşımızı aldığımızda o mağazaya koşturuyoruz sonra ne mi oluyor? Acaba ay sonu nasıl gelecek hesaplarını yapıyoruz. Her isteğimizin, davranışımızın bir bedeli oluyor.
Bedelsiz bir dünya hayal etmenin de bedeli var mı diye düşünmüyor değilim. Ama herhalde hayaller ne benim ne de bir başkasının canını acıtıyordur, sorun olmaz diye mırıldanıyorum.
Hayal kurmayı çocukluğumdan beri çok sevmişimdir. Bence, hayalleri olmayanın, umutları da olmaz kendine dair, hayata dair... Hayal kurmak, çocuk ruhumu besliyor aynı zamanda. Çocuklar en güzel hayal kurucular değiller midir zaten? Büyük şekerden evlere sahip olmayı, yılbaşında veya doğum gününde o çok beğendiği oyuncağın paketini açarken kendimizi hayal etmişizdir birçoğumuz.
Tabi çocukken sadece hayal ediyorduk. Hayal gerçekleşirse olacaklardan, bedellerden bir haberdik. Yani, büyük şekerden evi yediğimizde hasta olabileceğimizi, çok sevdiğimiz oyuncağa sahip olduğumuzda aslında önemli olanın o oyuncağa sahip olmak değil, onu hayal ederken ne hissettiğimiz olduğundan bir haber yaşardık çünkü çocuktuk.
Bugünlerde “bedel” konusu gündemimde. Bedeli olmayan davranışlar sergilediğim hayallerimin peşindeyim. Belki de hayal kurmak beni özgürleştiriyor, hayatın çocuklara gösterdiği anlayış gibi kendime anlayış göstermemi sağlıyor. Bir işi tamamlama, yetiştirme ve bunları yaparken çok fazla özen gösterip, hatayı en aza indirme telaşına kırmızı ışık yakmak istiyorum. Ben şuan bedelsiz durumlar, hayatlar arama ihtiyacımla meşgulüm.
Ve nefes aldığım o zaman dilimine yani hayallerime sizi de bu keyfe davet ederek geri dönüyorum.

Psk. Duygu Ak

9 Nisan 2009 Perşembe

DEĞİŞİM VE İLKBAHAR!

İlkbahar yavaş yavaş kendini gösterdi her ne kadar giydiklerimiz bizi bir gün terletip bir gün üşütse de... İlkbahar; giydiklerimizde, yediklerimizde, çevrede gördüklerimizde, düşündüklerimizde, duygularımızda olan değişimle kendini gösteriyor.
Belki de değişimin kendisi sarsıcı, zorlayıcı bir olgu olduğundan hava sıcaklığında da adapte zorluğu yaşanıyor. Bu aralar mevsim değişikliklerinden o kadar çok etkilenen insan var ki çevremde. Alerjileri azanlar, uykudan kendini alamayanlar ya da uyuyamayanlar, sinir sistemi bozulanlar, iştahı açılan veya kapananlar... Bu sonuçlar aslında değişimin ne kadar sarsıcı olduğunu göstermiyor mu bize? Ve değişime kolay uyum sağlayabilenler mevsim değişikliklerinden çok az etkilenirken, değişimi zor kabullenen insanlar acaba daha derinden mi etkileniyorlar?
Eğer bedenimiz ve zihnimiz bir bütünse, değişime direnç gösterenlerin mevsim değişikliklerinden en fazla etkilenenler olacağını düşünüyorum tıp doktorlarının bu yazıyı okuduğunda ne kadar sinirlenebileceklerini göze alarak.
Değişmek zor bir şey. Alışkanlıklarımızı bırakmak veya azaltmaya çalışmak, insanlarla olan ilişkilerimizde, kendimizde istemediğimiz davranışlarda, tutumlarda değişimler yaratmak zor bir şey ama imkansız değil. Ancak değişim isteğinden korkmamak, ondan uzaklaşmamak beklide en önemlisi. Neyi istediğimize karar vermek ve değişim için nelerin gerekli olduğunu saptamak da ikinci önemli adım. Ve kimileri için en kolay, kimileri içinse en zor olan son adım ise uygulama kısmıdır. Birinci ve ikinci adımı ne kadar iyi tanımlarsak uygulamak o kadar rahat ve kolay olacaktır.
Diğer üstünde durmak istediğim durum ise; konu ister değişim olsun ister bir şeyin olmasını istemek olsun, sahip olmak istediğimiz şeyi ne kadar iyi tanımlıyor olduğumuz çok ama çok önemli.” Secret” da ve muadili olan birçok kitapta üzerinde durulmayan şeylerden biri de işte bu. Birçok insan iyi bir iş, iyi bir eş, iyi bir çocuğum olsun dileğinde bulunabilir. Peki “iyi” de bu iyi neyi kapsıyor?? İyi bir iş ne kadar değişken ve açık uçlu bir cümle. Kimisi için turist rehberi olmak iyi bir iştir çünkü insanlarla ilişki halindedir ve sık sık seyahat ediyordur. Kimisi içinse iyi iş; iş adamı olmak, bir büroda çalışıp, takım elbise giyiyor olmak, altında insanlar çalıştırıyor olmaktır.
“Secret” ın üzerinde durduğu “sen iste olsun” durumunun ne kadar yetersiz olduğu şimdi çok daha açık sanırım. İstediklerinin ayrıntılarını tanımlamayarak isteklerine kavuşmuş insanlarla henüz tanışmadım.
Hayatın içinde zaman zaman veya hep bazı davranışlarınız veya ilişki tarzlarınız yüzünden sürüklendiğinizi düşünüyorsanız bu baharı fırsata çevirebilirsiniz. Değişimi başlatan ilkbaharın rüzgarı esmeye başladı bile.. O rüzgara kapılmak istiyorsanız bence kapılın ve yukarıda bahsettiğim adımları uygulamaya çalışın. Rüzgarın esintisini bir meltem edasıyla üzerinize çekin, çekin ki yazın kavurucu sıcağında, estiğinde sizi rahatlatan bir meltem gibi iyi gelsin. Zor olan değişim değil, tanımlanmamış değişimin izinden gitmektir. Rotası belli rüzgarlara sahip olmanızı diliyorum.!